Matrûd Miyâh
Nice banklarda çaresiz, nice denizlerde ölümsüz… Konuşmak istiyorum; taşranın gök mavisi göllerinde yüzmek, sararmış yaylalarında koşmak varken sigara izmaritlerinin yüzdüğü sulardayım. Ben de yaktım bir tane; son sigaram sanmıştım, son kez ciğerlerimi zehirliyorum sandım. Gözlerim güneşin sarı...
Işıksız Son
Gün doğmadı karanlıktayım. Evveli de yaşadım, ahiri de. Bahadır’ın hikâyesi buraya kadar… Uçan kuşlardan dağlarda esen yellere kadar; nebatat ve bütün mahlukat onun için ağladı. Şark ile Garb çöktü, cihan ağladı… Bahadır elbet geri dönecektir lakin zamanı bilinmez....
Bilmiyorum…
Sabah gün doğacak mı, bilmiyorum; doğsa da gün yüzü görecek miyim, bilmiyorum. Güneşi mi bekliyorum, ışığını mı, bilmiyorum. Büyük insanlar var güneşin doğacağı yerde; ışığı mı kesiyorlar yoksa ışık onlar mı, bilmiyorum. Sabah olacak, bundan eminim ama dolunay batacak mı, bilmiyorum. Gecenin...
Sadece 24 Saat
Bir günlük avuntuymuş benimkisi. Celep güldü; sesi kulağıma, gülüşü yanağıma neşter vurdu. Unuttum sandığım ne varsa tek bir saniyede yine darmadağın oldu. Sokağımda ölümün ayak seslerini duyuyorum ve haykırıyorum şakağımdan atıyor dikişlerim: “Görmesem iyi ama görünce ne mahsur var…!”...
Dört Gece Uykusu
Dört gecedir uykuyu bir semm-i katil gibi ruhun evtarına zerk eden o bîaman efkâr, nihayet aklı kendi enkazı altında bıraktı. Sükût etti baştan başa her şey. Cihanın bütün velvelesi çekildi geriye; mutlak, bîhislik kaldı. Hiçbir şey hissetmediğim son gece; çeşmimden bağrıma akan tuzlu gözyaşı, bir kor ateş...
Sönsün Nâr-ı Aşk!
Mahzun Bahadır’ın sinesine düştü kor, Dünya gözüne zindan, nefes alması pek zor. O ay yüzlü Ahuya, varıp sordu usulca: “Yüzün bedir misali, kaşların gergin yayca. Gözlerinde ela sır, salınışın bir suna, Hangi ilden koptun da, düştün benim yoluma?” O ise sükût etti, dilleri mühürlendi, Bir tek...
Gördüğüm Bir Seraptır…
Baktığım tablo karanlık, içinde ne olduğunu göremiyorum ama biliyorum ki var… Işık yok mu Ya Rab? İçinden çiçekler fışkırıyor, nebatat odamın içine taştı. Bu kokular, bu güzellikler ruhumu şâd ediyor; nefsim topallıyor Allah’ım, kollarımda ölmek üzere. Ne zulmedesim var ona, ne de orada bırakasım....
Alkışların Kızıl Tebessümü
Vechin dâima güleç, ruhsarın gül-gûn olsun; mecalsiz bir bahadırın muzafferiyet ardında al al içtiği kan misali… Tâ ki sahne-i seyirden nüzul eylediğin dem, ellerin mesrur rûyuna siper olur. Mahzun olma, sen yüzünü asınca, arşa asıyor ruhumu kıvrımı meşum kanca…...
Bir Eksik Sabah
Ne heybetliydik ölümün ortasında; karanlığın sökün ettiği yerde bir boran gibi doğdum, daha sert bir kasırgayla söneceğim. Zaten bu dünya bir bana dar gelir sandım ey nefis! Ey can, kurbanın olayım; omzumda bir tüfek, namlusunu doğrultacağım yeri bilmem. Dağların ucunda bir gölgeyim, güneş yakmış bedenimi....
Şükür
Şükredemiyorum, aslında ediyorum ama yetmediğinin farkındayım. Çok şey veriyorsun, mahcubum Ya Rab. Zikreder dilim seni günde kaç defa? Hazinen geniş, kulun aciz ve idrakim senin sonsuz lütuflarının karşısında bir kum tanesi kadar hükümsüz kalıyor. Verdiğin her nefes, sırf o nefesi alabildiğim için bile ayrı bir...