Uzanırdın arşa, göğe çatardın; başında bir fes Şam’da mıydın, El-Bab’da mı, Türkistan’da mı, Rumeli’de mi, sen aslında kimdin bilir misin? Yüklen be hey koca adam; atan koca, sen koca…
Gözlerinde bu parıltı hangi bahara Muştu? Çöktü beden, terk etti ruh. Çok mu ıstırap çektin, nasıl göçtün farkında mısın? Bilirdim, en büyük korkun yalnız göçmekti. Son anlarında yanına gelemedim ama müsterih ol, tüm kardeşlerin şimdi seninle. Alnında kaç kışın hatırası vardı bir bilsen… Şimdi yüzüne bakmaya yüzüm yok; meğer sen hep haklıymışsın koca adam. Şimdilerde mukaddes göğün altındasın, yerin rahattır bilirim. Hayattayken o büyük hesaptan, neyle karşılaşacağını bildiğin hâlde yine de kulca bir saikle korkardın.
Zamanı ve kaderi tayin eden Allah’tır elbet; o zamanın kahrını, dünya sürgününün yükünü omuzlarında asaletle çekenlerdendin Yaratanın iskan kanunu neylersin…
Ardında bıraktığın sana dönüştü koca adam. İntikam peşinde koşmak bizim harcımız değildi belki ama bana kalan en büyük mirasın, o dinmez kinindi. Beni bugün buraya getiren, etrafımı saran o kocaman kin halkası oldu. Bilirim, kin tutmak bir Müslüman’ın işi değildir ama ne çare, nihayetinde beni ben yapan da bu oldu. Şimdilerde hayat hem hıncahınç dolu ve anlamlı hem de alabildiğine boş ve anlamsız. Ne yapacağımı bilemez hâldeyim; şimdi sana sorsam, bir yol gösterir misin koca adam?
Şimdi uyu koca adam, bir serin su başında, Sil derdini bir gecede yetmiş yılın yükünün. Ninnindir, dinle nağmesini; o beş yaşındaki oğluna bellettiğin o eski doğrunun…
