Yazar: Selçuk Özçelik

Mülâhazalar

Islanmadan Geçenler

Son mektubun sonunda adımı unutmuştum. Hâlâ hatırlamıyorum. Fakat başka şeyler geliyor aklıma. Mesela bir insanın sesini duymadan da orada olduğunu bilmek gibi. Garip değil mi? Ben kendi yüzümü tanıyamazken hiç görmediğim bir gölgenin yerini biliyorum. Hastalığım ilerliyor olmalı. Bazı şeyleri unutmak isterken...

Devamını Oku →

Mülâhazalar

Bir Hastanın Mektubu

Ağır bir hastalık geçiriyorum ama hastalığımı bilmiyorum. Sadece unutuyorum. Geçmişim yok oluyor, ellerimden kayıp gidiyor gençliğim, kendim yok oluyorum. Kim olduğunu bilmiyorum. Oradayım, sen de oradasın. Bitiyor. Kalbim tükenmeden al. Bitti, her şey bitti! Anladın mı? Kendimi kaybettim. Şuursuzca yazıyorum...

Devamını Oku →

Nefes

Her Şeye Rağmen Mutluydum

Yediğim sille çoktu, yüzümde dağların izi,rüzgâr sert eserdi, yine severdim sizi.Sırtımda odunlar, yeşil çantam, kuru ekmek,bir avuç köz yeterdi geceden sabah etmek. Şehir ateş içindeydi, sokak buz keserdi,bir parça yeşil çimen bütün dünyaya değerdi.Köpekler uyurdu yanımda, gök inerdi üstüme,korkmazdım o...

Devamını Oku →

Mülâhazalar

gece

Karanlık oda, loş bir ışık. Ne dinlediğim belli değil. Rahatsızım, içimi döküyorum işte; hor görme. Belki senden değilim, belki seninle değilim. Bilmiyorum. Babacım, yoruldum. Hani her şeyi hallederdim ya, hani benden ötesi yoktu. Şimdi aynada korkunç bir adam var. Bana bakıyor, ben ona. Çok uykum var; uyumak için...

Devamını Oku →

Mülâhazalar

Matrûd Miyâh

Nice banklarda çaresiz, nice denizlerde ölümsüz… Konuşmak istiyorum; taşranın gök mavisi göllerinde yüzmek, sararmış yaylalarında koşmak varken sigara izmaritlerinin yüzdüğü sulardayım. Ben de yaktım bir tane; son sigaram sanmıştım, son kez ciğerlerimi zehirliyorum sandım. Gözlerim güneşin sarı...

Devamını Oku →

Mülâhazalar

Işıksız Son

Gün doğmadı karanlıktayım. Evveli de yaşadım, ahiri de. Bahadır’ın hikâyesi buraya kadar… Uçan kuşlardan dağlarda esen yellere kadar; nebatat ve bütün mahlukat onun için ağladı. Şark ile Garb çöktü, cihan ağladı… Bahadır elbet geri dönecektir lakin zamanı bilinmez....

Devamını Oku →

Mülâhazalar

Bilmiyorum…

Sabah gün doğacak mı, bilmiyorum; doğsa da gün yüzü görecek miyim, bilmiyorum. Güneşi mi bekliyorum, ışığını mı, bilmiyorum. Büyük insanlar var güneşin doğacağı yerde; ışığı mı kesiyorlar yoksa ışık onlar mı, bilmiyorum. Sabah olacak, bundan eminim ama dolunay batacak mı, bilmiyorum. Gecenin...

Devamını Oku →

Mülâhazalar

Sadece 24 Saat

Bir günlük avuntuymuş benimkisi. Celep güldü; sesi kulağıma, gülüşü yanağıma neşter vurdu. Unuttum sandığım ne varsa tek bir saniyede yine darmadağın oldu. Sokağımda ölümün ayak seslerini duyuyorum ve haykırıyorum şakağımdan atıyor dikişlerim: “Görmesem iyi ama görünce ne mahsur var…!”...

Devamını Oku →

Mülâhazalar

Dört Gece Uykusu

Dört gecedir uykuyu bir semm-i katil gibi ruhun evtarına zerk eden o bîaman efkâr, nihayet aklı kendi enkazı altında bıraktı. Sükût etti baştan başa her şey. Cihanın bütün velvelesi çekildi geriye; mutlak, bîhislik kaldı. Hiçbir şey hissetmediğim son gece; çeşmimden bağrıma akan tuzlu gözyaşı, bir kor ateş...

Devamını Oku →

Mülâhazalar, Nefes

Sönsün Nâr-ı Aşk!

Mahzun Bahadır’ın sinesine düştü kor, Dünya gözüne zindan, nefes alması pek zor. O ay yüzlü Ahuya, varıp sordu usulca: “Yüzün bedir misali, kaşların gergin yayca. Gözlerinde ela sır, salınışın bir suna, Hangi ilden koptun da, düştün benim yoluma?” O ise sükût etti, dilleri mühürlendi, Bir tek...

Devamını Oku →
↑
Close