Nice banklarda çaresiz, nice denizlerde ölümsüz… Konuşmak istiyorum; taşranın gök mavisi göllerinde yüzmek, sararmış yaylalarında koşmak varken sigara izmaritlerinin yüzdüğü sulardayım. Ben de yaktım bir tane; son sigaram sanmıştım, son kez ciğerlerimi zehirliyorum sandım. Gözlerim güneşin sarı ışığında ağrımaya başladı; oysaki o değil miydi manzarayı manzara eden, o değil miydi denizleri süsleyen? Bir tekne geçiyor önümden; mahzun bir amca oturuyor içinde, sesi yanık, türküsü yanık. Kaşlarımı bükmekten vechim kararıyor; ‘Etme, eyleme!’ diye bağırdıkça sesler yankılanıyor kulağımda. Ah ediyorum; öksüzüm, yetimim bu taşlar ortasında. Karlı başını göremediğim dağlara tırmanıyorum. Bir ses geliyor: ‘Daha yeni başlıyorsun,’ diye. Ne demek bu? Aklımı başımdan almaya çalışıyorlar. İçimde tutup konuşamadığım her şeyi beyaz karlar üstüne kusuyorum; ziftler akıyor meçhule karışmış, siyahlar içindeki sözlerimden. Saatim var elimde, iki bakırı var, onlar da kırık; zamanı yalan, ne güne uyuyor ne geceye. Artık her şey için çok geç; deniz kirli, hava puslu, göz gözü görmüyor. Babam sesleniyor karanlıklar içinden; sesini unutmuşum, yaşlar akıyor gözlerimden. ‘Gelemiyorum, sen gel,’ diyor. Çok isterim ya, Allah emanetini almıyor…

Visited 1 times, 1 visit(s) today
Close