Şükredemiyorum, aslında ediyorum ama yetmediğinin farkındayım. Çok şey veriyorsun, mahcubum Ya Rab. Zikreder dilim seni günde kaç defa? Hazinen geniş, kulun aciz ve idrakim senin sonsuz lütuflarının karşısında bir kum tanesi kadar hükümsüz kalıyor. Verdiğin her nefes, sırf o nefesi alabildiğim için bile ayrı bir şükrü gerektirirken, ben bu bitmek bilmez ihsan zincirinin hakkını hangi dille ödeyebilirim? Varlığım senin kudretinin bir cilvesiyken, kendi hiçliğimi her hissedişimde mahcubiyetim bir kora dönüşüp sinemi yakıyor.
Sen ki mutlak kibriya sahibisin; celal ve cemal sıfatlarının tecellisiyle dört yanımı kuşatmışken, benim sığ ve noksan hamdlerim senin yüceliğin karşısında ne kadar da cılız. Her nimetin tek sahibinin sen olduğunu derinden hissetmek, bana sadece o onulmaz fakr halimi, sığınılacak yegâne kapının senin dergâhın olduğunu hatırlatıyor. Dilim lisan-ı hal ile dönmeye çabalasa da, kalbimin perdeleri tam manasıyla aralanmadan ettiğim şükür hep noksan, hep mahzun kalmaya mahkûm. Bağışla bu aciz niyazı; zira senin sonsuz kerem deryanda, benim minnetim ancak kurumuş bir toprağın suya duyduğu hasret kadardır. Bildiğim tek gerçek, senin mutlak varlığın karşısında benim mutlak acziyetimdir…
Şükür çok ince bir ayrım insalar içerisinde sanki.. Sanki Allahın bir ikramı hamd etmek..