İnsanoğluyum; yaratıldığımda dertliydim, kıyamette de dertli olacağım, bitmeyecek şikayetim. İsyan mıdır bu bilmem, gerçi bilsem de şikayet ederim ya… Üzerime gün doğsa da damdan zulmet akıyor. Huzursuz mu sanırsın kendini zahit? Dün kaçtığın bugün kovalar seni. Derdini büyük mü sanırsın zahit, niceleri dünyadan habersiz gitti. Sakındığın kibirden mi korkarsın zahit, senden büyük Allah var. Beni hor mu görürsün zahit, her şeyi sen bilirsin de gerçekten kaçarsın.

Şimdi sor bakalım zahit, senin kınamandan çekinir miyim? Gözlerimin içine iyi bak; içeride nice yiğit öldü, nice çocuk anasız babasız kaldı, nice kadın kocasız, nice evlat yetim… Ben de konuşurum kendime, ben de bilirim ölümü, ben de bilirim acıyı. Farkımız da o ya; sen beni güneş yanığı yüzümden tanırsın, ben seni köhne burcundan. Belin iki büklüm kalmış be ihtiyar, ya bana ya ona üstünsün; kendine nesin?

Aynalardan kaçarak sığındığın o sükûnet, ruhundaki çatlakları örtmeye yetmiyor. Ben kavgayı çamurun, tozun içinde verdim; sen kapalı kapılar ardında gölgelerle dövüşüp zafer türküleri mırıldandın. Şimdi o sırça köşkünden bana ahkâm keserken, avuçlarındaki boşluğun sızısını hissediyor musun?. İnsanın kendi karanlığıyla yüzleşmeden bulduğunu sandığı aydınlık, göz boyar. Anlatmam derdimi sana, çünkü sen yarayı et parçası sanırsın; bilmezsin ki yara dediğin, nefes aldıkça kanayan, insanı insan yapan şeydir. Toprağa basmayan ayağınla düştüğüm kuyuyu ölçmeye kalkma; senin namazgâhın bir otluk, benimki taş. Sen ezanı evinde duyarsın, ben ise kırık minareden. Hoş, o da duyulmuyor ya…

Visited 11 times, 1 visit(s) today
Close